16 Şubat 2012 Perşembe

Sonuçlar ve Gözlerine İnanamadı...

Arayan Mark'tı. Michael nedense şaşırmadı. Senin için fazla mesai yaptırdım çocuklara, uyanmışsındır diye haberi vereyim dedim, dedi Mark. Seni dinliyorum, diye hazır olduğunu belirtti Michael. Öncelikle Hollanda, Rusya ve Fransa yazan kutucukları bulmuştuk. Diğer iki kutunun birinde bir tutam tütün çıktı. Kaliteli bir tütün altında ise Çin yazıyordu. Son kutucukta ise İngiltere yazıyordu. Küçük bir tüp içinde sıvı eroin vardı. Sanırım kutuları biz açsaydık, bunun ne olduğuna karar veremezdik. Bu arada bilgisayar hala inceleniyor, haberin olsun, şimdilik durumlar böyle, diye bitirdi lafı Mark. Bilgiler için teşekkür eden Michael telefonu kapattı ve düşünmeye başladı.

En kolayından başlaması gerekirse dünyada en çok tütün üretilen ülke Çin'di. Buradaki mesaj açık. Rusların da votka konusunda üzerine yoktur. Finliler dışında zaten birbirlerini sevmez bu iki ülke, Hollanda deyince esrar dükkanları geliyor akla, Fransa dersen şarabı, ee tabi birde Hitler'e göre hayat kadınları var. Geriye bir tek İngiltere kalıyor. Eroinle, İngiltere ne alaka, küçük bir internet araştırması Michael'a eroinin ilk kez Londra'da sentezlendiği sonucunu verince sonuç olarak, bu kutuyu yapanların ne mesaj vermeye çalıştığını düşünmek kalıyor. Acaba bunlar ülkeler için küçük tehditler mi yoksa bu ülkelerde olanların ucu Adam Laren'a mı dayanıyor? Michael bu işin sonucunu, kahvaltı ve sıcacık bir kahve olmadan düşünemeyeceğini düşündü. Ve kimseyi uyandırmadan (ki hala evde Tom, Cassandra ve Michelle'in olduğu aklından çıkmıştı) yollara düştü.

Hava, her zamankinden daha kötüydü. Kara bulutlar Cambrigde'in gökyüzünü sarmıştı. Akşam yağmur yağacağını bilmek için kahin olmaya gerek yoktu. Bir kaç gündür üniversiteye de uğramadığının farkındaydı, ne gariptir ki üniversiteden de kimse aramamıştır. Kovulsa haberi olmayacak derecedeydi. Bu davadan sonra kendini dağıttığını düzenli yaşamdan koptuğunu düşünüyordu. Bir şeyin olmasını çok istersiniz de olduğu zaman da ondan bıkarsınız ya o raddeye gelmesine az kalmıştı Michael'ın, belki de hayatı rutin olmaktan çıktığını için bir  korku yaşıyordu. Davadan önceki yaşamını özlüyor muydu ? Hayır, demek pekte zor olmasa gerek ama bir anda yaşantısı değiştiği için iki değişik yaşam arasındaki geçişi zor tamamlıyordu. Belki de fazla paranoyaktı. Bütün bu duyguların hepsi havanın iç karartıcı olmasından dolayıda olabilirdi. Ama olsun o paranoyaklığı seviyordu. İzlediği dizide geçen söz onu etkilemişti. "Yalnızca paranoyaklar hayatta kalır." 

Gençlik yıllarında izlediğimiz hangi dizi film bizi etkisi altında bırakmadı ki hepsinden birer ders çıkardı Michael. Lise ve üniversite yıllarında bol bol dizi film izleyip, kendinin de bir gün böyle bir senaryo yazacağını ya da bir şeyler üreteceğini düşünüyordu. Kaldı ki ilki pek olmasa da ikincisi bir hayli iyi gidiyordu. Üretici olma konusunda...

Bu kadar düşüncenin geçirttiği zaman Michael'ın boş kahvaltı tabağının, garson tarafından alınması ile bir anlam kazandı ve Michael hesabı ödeyip eve geri dönmesine gerektiğini düşündü. Garsondan hesabı istedi. Bahşişi bir hayli yüklü bıraktı. Genelde hesabın yüzde onunu bırakırdı. Belki de bu beyin fırtınası yaptıranın garson olduğu düşüncesine kapıldı, bahşişi bırakırken. Eve doğru adımlarını atıyordu. Markete girdi. Bir paket sigara aldı, birde çakmak, hiç huyu değildi aslında üniversitenin zararları diye bir liste yapsa sigara birinci olurdu herhalde özlemişti ya da öyle hissetti. Sigarasını yaktı. İçerek yürümeye başladı. Aslında halka açık yerlerde, sokaklarda dahil sigara içirtilmiyordu, Cambridge'de ise şikayet eden yoksa sorunda yoktu. Zaten herkes çoktan işine gücüne gitmişti. Michael boş sokaklarda yürüyor desek yalan olmaz. Sigarayı eve girmeden söndürdü. Eve gelmişti. Nedense kapı açıktı ama açık bıraktığını hatırlamıyordu. İçeri girdi ve gözlerine inanamadı...


Evet arkadaşlar bir yazımızın daha sonuna geldik. Bu arada takip ediyorum biraz kımıldamalar var sayfa görüntülenmesinde, bu iyi bir şey, bu aksiyonu sadece benim yaşamadığımı gösteriyor. Ayrıca böyle heyecan dolu bir yerde kestiğim içinde üzgünüm saat geç oldu bu hafta sonu, son hafta sonum okul için geri döneceğim. Kayıt yinelemedir falan filan bir sürü angarya iş diyeceğim ama sonunda para veriyoruz, güzeller güzeli üniversitemize :) Yani uzun lafın kısası bir süre yazıya devam edemeyebilirim ama aksiyon kaldığı yerden devam edecek. Unutmayın "SADECE PARANOYAKLAR HAYATTA KALIR."

14 Şubat 2012 Salı

Kutucuklar Ve Yeni Arkadaşlar

Kutuda bitki tohumlarına benzer küçük çekirdekler duruyordu. Michael gençlik yıllarından gelen tecrübe ile bunların esrar tohumu olduğunu Mark'a iletti. Mark'ta onaylarcasına başını salladı. Kutudaki çekirdekleri masanın üstündeki bir kağıda döktü ve bir yazı çıktı ortaya ama gayet küçük bir şekilde yazılmıştı. Michael cebinden büyütecini çıkarttı ve kutunun içine doğru tuttu. "Hollanda" dedi. Mark şaşırdı. Kutunun içinde Hollanda yazıyor dedi. Kutuyu Mark'a uzattı, gördüklerine anlam veremeyen Mark çok şaşırmıştı. Bu şaşkınlık beraberinde diğer kutularda da ne olduğuydu. Michael durum analizi yaptı. Masanın üstündeki küplerden bir tane daha alır. Geriye 3 kutu kalmıştır.

 Michael bu sefer dikkatlice kutuyu açar ve içinden buğday başağı ve sarı renkli oval bir şey çıkar. Michael buğday başağına anlam verebilmiştir ama sarı oval şeklindeki şeye anlam verememiştir eline alır koklar ve ağzına atar. Mark dur ne yapıyorsun diyemeden çiğnemeye başlamıştır. Michael kızarmış halini daha çok severim ama bu şekilde de az yemedim der. Mark umarım ne olduğunu benimle de paylaşırsın diyerek sitem eder. Michael patates diye cevap verir. Mark gülme isteğini bastıramaz. Michael kutunun içindeki diğer buğday başaklarını ve patateslerini de aldıktan sonra alttaki yazıyı önceden tahmin etmiş olmasına rağmen kendini onaylaması gerekmekte olduğunun hissiyatına kapılır ve "Rusya" yazısını görür. Mark'a dönüp akşama Regal'e gelirsen vişne votkan benden der. Mark, ne bu bizimle dalga mı geçiyor bu oğlan, der. Yok esrar tohumu yok buğday yok patates şimdi ne çıkacak? fasulye mi ? Michael, Mark'tan sakinleşmesini ister. Diğer kutuları da açalım mı yoksa merkezde incelesinler mi der aslında merak etmiyor da değiller ama herhangi bir kanıt varsa onuda mahvetmek istemezler pek tabi. Mark bir tane daha açalım ondan sonra delilleri merkeze götürüm sonuçları da en geç iki gün sonra sana iletirim der.

 Michael bir kutu daha alır. Açar ve içinden mor renkte küçük taneler çıkar. Michael sanırım bunlar üzüm der koklar ve ağzına atar. Suratı değişik bir hal alır Mark'a dönerek sende al bir tane der. Mark kızmış gibi görünerek, şuan delilleri yediğinin farkındasındır umarım, der. Michael ise alaycı ifadesiyle devam eder sanırım bu üzümler için biraz geç kalmışız Mark, suları birazcık çekilmiş, der. Mark'ın yüzünde bu cümleden sonra bir tebessüm yer alır. Kalan kuru üzümleri eline döken Michael, yazıyı görüp Mark'a döner sence ne yazıyor der? (Mark doğru cevabı bilir. Peki sizce ne yazıyor?) Diğer kutuları keseye koyan Michael, keseyi Mark'a uzatır. Bu bilgisayarı da inceletmen gerekiyor, der Michael. Tamam bizim çocukları gönderirim, diye cevaplar Mark ve sormadan edemez, Michael sen ülkelerin "simge"lerini küçük kutuların içine koyup ne mesaj vermeye çalışırsın? Michael, düşünüyormuş gibi durur. Eğer ben böyle bir şey yapsaydım ülkelerin bir tehdit altında olduğunu bilmelerini isterdim ya da bunu kamu bilgilendirmesi reklamlarına koyup bunlar zararlı şeyler diye gençleri bilgilendirirdim, diye bitirir sözlerini. Bir şeye de dalga geçmeden cevap versen ölürsün, der Mark. Michael'ın ise derdi başkadır; Daha burada duracak mısın? Ben gidiyorum, bilgisayarı inceletmeyi unutma, kutularında akıbeti için her saat beni rahatsız edebilirsin, der. Mark görüşmek üzere deyip, kapıdan çıkar. Michael ise telefona sarılır Tom'u arar. Tom, telefona biraz gecikmelide olsa cevap verir. Evet Michael, dinliyorum. Tom, akşam yemeğine bir planın yoksa yeni konularım var, der Michael. Aslında Michael, bende seni aramayı düşünüyordum, akşam yemeği için Mai Tai'a 4 kişilik rezervasyonumuz var, diyecektim. Annenle, baban mı geldi? yoksa sevgili Tom, diye dalga geçer Michael. Tom ise misilleme yapar gibi, iki tane bayanla randevulaştım bugün, birde arkadaşım olduğunu söyledim ama bu lafından sonra bir arkadaşım olduğunu düşünmeye başladım. Michael ise işi ilginçleştirmeye çalışır, eğer ben olmazsam, o iki bayanla sadece yemek yersin sonra eve gidip tek başına güzel bir hesap ödersin pardon uyursun diyecektim dilim sürçtü neyse bu kadar yeter kaçta buluşuyoruz, der ve sıkıldığını belli eder Michael. Alman usulü, yarım saat sonra der Tom.

Yarım saati biraz geçerken Michael, Mai Tai'e giriş yapar. Kapıda Michael'ı gören Tom, biz buradayız der gibi el sallar. Michael masaya doğru yönelir. Tom ayağa kalkar. Michael bu güzel bayan Cassandra hastahaneden arkadaşım, bu bayan da Michelle. Bayanlarla el sıkışan Michael tanıştığıma memnun oldum, der.

Tom'un tanıtma biçiminden Cassandra'yı kendine aldığına ve Michelle'in ona kaldığını anlar ve Tom'un Michael'ı ne kadar iyi tanıdığının kanıtlanması istenirse Michelle gibi güzel bir bayanı kanıt olarak gösterebileceğini düşünür Michael. Michelle sarı saçlı, ela gözlü, sivri çeneli, son derece zarif bir bayandır ve tam Michael'a göredir. Cassandra ise siyah kısa saçları, açık yeşil gözler, yuvarlak çeneli , küçük dudakları olmasına rağmen elmacık kemikleri sayesinde şişkin tatlı yanakları vardı. Ve aynı Tom gibi sadece sağ tarafında gamze vardı.

Tanışma faslından sonra Michael masaya oturdu. Bir şişe beyaz şarap açılmıştı. Bu da demek oluyor ki balık yenilecekti bu akşam. Yemekler azalmaya, şarap bitmeye başladığında muhabbet de koyulaşmıştı. Sanki bunca zamandır Tom ve Michael hikayelerini anlatacak başka arkadaşlar arıyorlarmış gibiydi. Tom ve Michael ne kadar iyi arkadaşlarsa Cassandra ve Michelle'de o kadar iyi arkadaştılar. Gecenin ilerleyen saatlerinde Regal fikri çıktıysa da bu fikrin kimden çıktığı hatırlanmadığı ve kaybolduğu bir gerçekti. Onun yerine Michael'ın evi daha iyi bir fikirdi. Bekar olmasına rağmen gayet düzenli bir evi vardı ve kızları götürebilicekleri en uygun yer orasıydı. Tom'un evi daha dağınık ve küçüktü. Ayrıca Michael'ın buzdolabında hazırda tuttuğu buz gibi bir Şili hatırası Cabernet Sauvignon marka genç bir şarap durmaktaydı. Michael'a geçtiler. Şarap açıldı ve gece herkes için mükemmel geçti.

Michael sabah kalktığında yüzünde dünkü güzel gecenin izlerine rastlanmaktaydı. Hayır edebiyat yapmıyorum. Gerçekten yüzündeki ruj izleri hala duruyordu. Ayrıca Michelle de daha uyanmamıştı. Michael hazırlanırken bir telefon geldi. Arayan...

Evet sevgili okuyucularım bir bölümün daha sonuna geldik. Sorumun cevabını bekliyorum sizlerden diğer yazımda o cevabı da rapora eklenmiş şekilde bulucaksınız. Bu gecenizin Michael ve Tom'un ki gibi geçmesi dileğiyle görüşmek üzere...

12 Şubat 2012 Pazar

İkinci Bölüm - Gelişmeler

Kahve içmek için Parker's Piece'e doğru yola koyuldu Michael, yağmur hafiflemişti ve Michael yürümek için güzel bir hava olduğu kanaatine varmıştı. Havada çimen kokusu vardı. Cambridge'de olmasının yararlarından biriydi. Diğer bölgelere göre daha çok ağaç, daha çok park alanı ve daha çok toprağa basılacak alan vardı. Yolda yürürken olayı düşünmeden edemedi. Sanki bir grup olayı gibi duruyordu. Ama elde olanlar tam sonuç vermiyordu. Bir an aklına Tom'dan fikir almak geldi ve hemen telefona sarıldı. Tom'da o sırada hastanededir. Kahve değilde çay içmek istemiştir Tom işlerinin bittiğini en geç yarım saate Charlie Chan'de olacağını söyler. Michael bu durumu biraz yadırgar Çin çayı içmek gerçekten garip olacaktı onun için aklında Martinin mekanı vardı ama Tom'un otantik ortamlar sevdiğini biliyordu. 

Michael kapıda beklerken, Tom çıkageldi. Birlikte içeri geçtiler. Boşta olan bir masaya geçtiler. Michael hemen söze girdi. Bugun bir olay olduğunu gördüklerini anladıklarını Tom'a anlattı. Tom bir süre anlatılanları dinledikten sonra sorularla aydınlanmaya çalıştı. Bıçaklanarak öldürüldü dedin tam olarak nerelere isabet etmiş ? Michael biraz düşündükten sonra ceset yüzükoyun şekilde yerdeydi karnından ve boğazından bıçaklanmıştı. Boğazındaki fazla derin değildi ama karnını deşmişti resmen 5-6 darbe vardı, dedi. Tom o zaman ilk boğazını mı kesti yoksa karnını mı deşti ? diye sordu. Benim izlemime göre ilk olarak karnına isabet aldı en son boğazını kesti çünkü boğaz tarafında daha az kan vardı dedi tabi adli tıp incelemelerini bekliyoruz kesin yanıtlar için dedi Michael. 

Elimizde olan bilgiler Adam Leran'ın işşiz orta yaşlı bir birey olması, bilgisayarda çok zaman geçirmesi, son bir haftadır  gazete alması, maddi durumlarının iyi olmasından dolayı işşiz olduğu da bir gerçek tabi.

Tom aklıma birşey geldi diyerek sessizliği bozar. Çayından bir yudum alır. Sanki Michael'ı çatlatmak için bunu yapıyor gibi bir hava vardır. Bay Leran ne amaçla öldürüldü bilemem ama neden dolayı öldüğü gayet açık aslında, bilgisayardan başka dışarıyla bir bağlantısı yok, yani bilgisayarda ne yapıyorsa bu yüzden öldürüldü diye  bitirdi. Michael gülümsedi. Yarın sabah olay yerine gideceğim. Bilgisayarı incelemelerini söylerim bende eve bir daha göz atmış olurum dedi. Tom yeter bu kadar cinayet davası Regal'e gidelim mi? der. Cevabını bildiğiniz soruyu neden sorarsınız? Çünkü birilerinin size katılmasını görmek hoşunuza gider pisikolojik olarak bu böyledir. Bu arada Regal demişken güzel bir bar olduğunu da belirtmem gerek belkide Cambridge'in en ucuz birası orda satılmaktadır. Parker's Piece'in batısında bir bardı ve yolda pek uzun değildi. Tom yürürken birşeyler anlatmaya çalışıyordu Michael'a "Aslında ne kadar garip değil mi Michael ? Yolda gördüğümüz insanların nereye gittikleri, amaçları, ne yaptıklarını bilmememiz, belki şu yanımızdan geçen gri bereli oğlan 5 dakika önce birini öldürdü ya da şu şemsiyeli kadın belki o da bir suçludur. Michael araya girdi, o yüzden herkes birer potansiyel katildir Tom ne zaman ne yaşayacağımızı bilmediğimiz gibi kimlerle yaşadığımızı da bilmiyoruz ve bu kadar soru işaretinin olması senin benim gibilerin hoşuna gitmiyor. Neyse geldik biraz bira içip kafamızı dağıtalım diye bitirir Michael.

Ertesi sabah evinde uyandığı için dua eder Michael çünkü bir önceki gece biraz bira diye girdikleri The Regal'de içmedikleri içki kalmamıştır. Arada böyle şeyler yapmak iyi aslında derken salonda yatan Tom'u görür. Hemen onu kaldırmaya yönelir. Tom kalktıktan sonra Michael hazırlanmak için odasına döner. Tom hala şaşkın şaşkın etrafına bakarken Michael hazırlanmıştır bile Tom'u kolundan tutar küvete götürür musluğu açıp kafasını sabah sabah buz gibi suyun altına sokar. Tom bir titremeden sonra kendine gelir. Böyle gecelerin sonunda Michael hep erken ayıldığı halde aynı başarıyı Tom gösteremez bu yüzden barlardan çıkışta arkalarını toplayan Michael olur. İkiside evden çıkarlar kahvaltıyı birlikte ettikten sonra Tom hastaneye, Michael ise Cambridge Polis Merkezine doğru yola çıkar.

Mark, Michael'ı gördüğüne sevinir. Bugün erkencisin, der. Michael ise yeni şeyler öğrenmek için geç bile kaldık, der. Böyle felsefik bir lafı aslında Michael'da söylemek istemiyordu ama Mark'ın lafının altında kalmamak için elindeki son kozu feda etmişti. Mark amacı anladıktan sonra hadi gidelim o zaman der. Bu arada Mrs. Leran nerde der Michael. Onu pisikolojik gözetim altında tutmalıyız bu o yaşta bir kadın için daha yararlı der Mark. Eve geldiklerinde o klasik sarı şeritler çekilmiş, yoldan araba bile geçirtmiyorlardır. Aslında Cambridge'ın en işlek yolu da orası değildir ama abartmayı seviyorlar işte..

Michael, Adam'ın odasında ki dolaplara bir göz atar. Dolabın gözünde piller, anahtarlar, kablolar, sigara tablası ve bir kese vardır. Michael'ın dikkatini kese çeker. Dışardan elleyince içinde kutucuklar olduğunu anlar ama fermuarı açtığında içi boştur. Tom'u çağırır. Sanırım birşey buldum der. Tom odaya girince dolap gözündeki sigara tablası dikkatini çeker ve sorar Adam sigara içiyor muydu? Michael hayır diye cevap verir. Nerden anladım diye soracağını düşündüğümden iki elide nikotin kokmuyordu ve ev sigara içilmicek kadar temiz kokuyor ayrıca seni onun için çağırmadım bu arada keseyle uğraşıyordur yanında kesici birşey var mı diye sorar. Mark cep çakısını Michael'a uzatır. Michael, fermuarla, iç astar arasındaki bölümü keser ve tahmin ettiği gibi içinden küp şeklinde kutuları masanın üstüne döker. Bir tanesini açmak için uzanır. İkiside meraklanmıştır. Kutuyu da keser ve içinden çıkan şey ikisinin de dikkatini çeker...


Bu sefer ki yazım biraz uzun oldu ve sonuna da gizem katmak amacıyla yazıyı burada kesiyorum içinden ne çıktığı hakkında yorumlarınızı beklesem de kendimden başka yorum yapıcak olmadığından söz vermemekle birlikte kutunun içinden çıkan şeyle birlikte yazıya devam edeceğim (söz vermemekten kasıt yaşayıp yaşamıcağımız belli değil dostlar Michael'ında dediği gibi bu kadar soru işareti olması senin de benim de hoşuma gitmiyor.. )

11 Şubat 2012 Cumartesi

Dizi-Blog

Yeni bir günde yeni bir yazıyla okuyucularıma ulaşayım dedim ama kendime ulaşmam pek zor olmadı :) İlk yazımı okudum biraz kuru olmuş sanki şimdi bir dizi-blog yazayım herkes üzerine düşeni alsın artık bana da ne düşerse. İsimleri, yabancı isimler olarak seçtim sakın amerikan özentisi felan demeyin çünkü ahmet mehmet olunca olayın büyüsü kaçıyor bence ama eğer Türk isimleri olsun o zaman sen koy isimleri ben yayınlayayım..

Bölüm 1

Tanışma

Michael, Cambridge Üniversitesinde profesördür. Bu kulağa güzel gelse de Michael'a göre sıkıcıdır. Hayatında hep bir aksiyon istemiştir ve işte bu yüzden dedektif olmuştur ama ona o istediği heyecanı verecek davayı henüz bulamamıştır. Böylece kendini Cambridge'de öğrencilerine işin incelikleri anlatan bir profesör olarak bulmuştur. Profesör deyince aklına hemen beyaz saç, beyaz sakal biri geldiyse, Michael hiçte öyle biri değil, bazıları babasından dolayı o işte olduğunu söylese de Michael'ın zekasını tartışmak pek akıllıca değildir. Babasının izinden gitmesi dedektif olması tamamen kendi isteğiydi.
Michael her sabah düzenli bir şekilde kalkar. Yatağını toplar, sabah kahvaltısını genelde dışarıda yapardı. Üniversiteye gitmeden önce zamanını Parker's Piece'de geçirir. Öğle ve akşam yemeklerini oradaki restaurantlarda yerdi. Yani evinde neredeyse hiç yemek yapmazdı. Yalnız yaşamanın zararları diye bir liste yapsak birinci zarar bu olurdu herhalde ama kazandığı para bu tür lükse yetecek kadar iyiydi. Arada bir ekstra işlerde bulurdu.
Derslerde sık sık gördüğünüz hiç bir şeyi unutmayın derdi. Eğer bir olay içerisindeyseniz  gördüğünüz her objeyi hatırlayın derdi. Çünkü hiçbir görüntü detayı görüldüğü gibi değildir. Öğrencileri ise ilerde bu tür işleri yapmayı hedefleyen dedektif aday adaylarıydı onları sınamak için birkaç oyunda oynamıyor değildi. Bir hikaye uydurur, devamını onların getirmesini isterdi. Michael'ın en önemli özelliklerinden biri de gördüğü birini dış görünüşüne göre çözümlemesiydi. Eğer yanılırsa hemen başka bir betimleme yapardı. Ki bu yanılma pek az rastlanan bir şeydi. Fazla arkadaşı olmaması da babasının sayesindeydi. Aslında bu iyi mi kötü mü karar veremedim yinede sayesinde dedim. Michael'ın arkadaşı Tom, yani babasının arkadaşının oğlu yani aile dostu oluyordu. Hemen hergün görüşürlerdi. İkisinin de fikirleri birbirini tamamlardı.
Birgün dersteyken Michael'a bir çağrı gelir. Arayan Cambridge Polis İstasyonundan tanıdığı Mark'tı. Derse ara verip bu telefona baktı. Mark, Michael'ın hemen yanına gelmesini istemişti. Bu durum Michael'ı endişelendirse de işi düşünce arayan Mark'ı az çok tanıyordu. Ders bitiminde taksiyle Mark'ın yanına gitti. Üniversiteyle polis istasyonu arası gayet yakındı. Fakat yağmur yağdığı için Michael taksiyle gitmeyi tercih etmişti. Mark, Michael'ı görünce sevindi bir an gelmeyeceğini düşünmüştü. Selamlaştılar ve Mark bombayı patlattı. Hani şu heyecan yaratan bir olay olsun o zaman ara demiştin ya şimdi gidiceğimiz yerdeki olayın heyecanı sana da yeterli olur umarım detayları yolda anlatırım. Michael sevinse mi üzülse mi karar veremedi. Yola koyuldular ve Mark konuyu açtı. Maktul 27 yaşında annesiyle birlikte yaşıyor. Buraya kadar herşey normal. Maktulun öldüğü yer evi anneside orda olmasına rağmen oğlunun öldüğünü görmediğini söylüyor. Ama polisleri arayan oymuş eve geldiğimde oğlum yerde yatıyordu demiş.İşte geldik mekanımız burası Michael evi görünce varlıklı bir aile olduklarını düşündü içeri girdiler. Michael her yere dikkatlice bakıyordu. Annesini daha karakola almamışlardı. Yani Michael'ın sorular sormasını bekliyordu. Çünkü cesette odada duruyordu. Michael salona girdi. Kadın düşündüğü gibi 60-70 yaşlarında vardı. Hanfendi başınız sağolsun diye lafa girdi. Kadın kafasıyla onayladı. Kapıda ki ayakkabılar sizin mi diye sordu. Mark bunu duyunca şaşkınlığını gizleyemedi. Kadın evet dedi. Olay yaşandığında nerdeydiniz dedi Michael. Markete gitmiştim birkaç eksik birşey vardı dedi Kadın. Michael salvolarla kadına saldırıyordu sanki, cevabın hemen ardından oğlunuz niye gitmedi dedi. Kadın O bilgisayarın başından kalkmaz herşeyi ben alırım dedi. Michael, ilginç diye cevap verdi. Kadın şaşkın bir şekilde Michael baktı. İlginç olan nedir memur bey dedi. Herşeyi sizin almanız dedi. Gazete okur musunuz diye sordu Michael. Kadın, Hayır ben televizyondan takip ediyorum herşeyi dedi. Michael cevapları için kadına teşekkür etti. Mark bunu duyunca, isterseniz merkeze geçelim Bayan Leran dedi. Kadın Mark'ı onayladı. İki polis görevlisi kadını alıp merkeze götürürken, Mark, Michael'a yaklaştı. Ne oldu Michael dedi. Michael hemen bulduklarını açıkladı. Kadın dışarda söylüyor ama şuan giydiği ayakkabılara bakarsan altı kuru ne kadar oldu arayalı dedi Michael, yarım saat olmadı, diye cevapladı Mark. Yani yarım saatte bu yağmurda ayakkabıların kuru olması kadının evde olduğunu gösterir oğlunun olduğu oda da 7 tane gazete küpürü gördüm ve hepside yakın tarih yani alışverişleri kadın değil oğlu yapıyormuş gazete almadığı konusunda yalan söyledi dışarda olduğu konusunda yalan söyledi bilgisayarın başından kalkmadığı doğru dedi cesedin başına giderek sağ el bileği nasırlaşmış dedi ama dışarı çıkmıcak kadar bağımlı değil, yani Mark kadın yalan söylüyor, diye bitirdi Michael, Mark ne yani oğlunu mu öldürdü dedi. Michael hayır öldürmüş olsa o kadar sakin olmazdı el sıkıştığımızda nabzı gayet normaldi eğer bir piskopat değilse kadın oğlunu öldürmedi. Ama izledi diye araya girdi Mark. Bıçaklanarak ölmüş birisi niçin bağırmaya ya da karşı koymaya çalışmaz ?? ya da öleceğini biliyordu ve karşı koymak istemedi. Şu gazete küpürlerini incelettir sonucu bekliyorum dedi Michael. Nereye gidiyorsun diye sordu Mark. Kahve içmeye dedi Michael...

devamı gelicek eğer istek olursa beğenmediyseniz farklı tabi :)

10 Şubat 2012 Cuma

İlkler Güzeldir

Bir hevesle ilk yazımı yazayım dedim sadece kendim okuyacağımı bildiğim halde burası biraz günlük gibi olsada çok önemli araştırmalarıma değineceğim birkaç senaryo tarzında film gibi ama değil okuyunca ne oluyor lan devamında diyeceğiniz adını dizi-blog koyduğum çokta yaratıcı bir ismi olmayan olaylardan paylaşacağım.

Belki ilerde okuyan biri der "lan herif yazmış bea" diye umarım diyorum :) Neyse tanışma amaçlı bu ilk yazımda daha yeni izlediğim Alcatraz dizisine değinicem başta JJ Abrams'ın olması dikkatimi çekti ne diyim ben diziyi sitede altyazısını görene kadar 4 bölüm geçmişti önceden biraz bilgim vardı Alcatraz hakkında, (ayrıca gidip görmek istediğim bir yer) Al Capone, makineli tüfek amcamız kuşçu amcamız (sanırım bir türk dizisinde vardı bu lakap) felan filan izledim dizi güzel yani olaylar biraz çabuk son buluyor ama 50 dk'da da gün gün işlicek değil onu geçelim bu Alcatraz'dan kaçma olayı var.

14 kez kaçma girişimi olmuş, benim tahminimce 1962 de deneyenler başarılı oldu, her yerde haber alınamadı ama kesin ölmüşler diyolar geçiniz onları 9 yaşındaki çocuk yüzüp gitmiş adaya eşşek kadar adamlar nasıl geçemesin o suları yok köpek balığı varmış :D buna güldüm harbiden bu olay bizim marmara'da balina olması kadar mantıklı..

adamlar elimizden kaçtı kral gibi yaşıyorlar demiyorlarda öldü anasını satayım suda boğuldu ne bu fırat nehri mi :D neyse Alcatraz dizisinde de olay böyle 364 mahkum varmış kapatılında nakledilmişler ama işin aslı o değilmiş bunlar yaşlanmadan karşımıza tekrar çıkıyorlar felan Alcatraza bakınca orayla özdeşleşen Al Capone girerken çete lideri olupta çıkarken biraz yumuşaması içerdeki zencilerin çokluğundan gibime geldi şaka bir yana Al Capone zaten cani değildi yani kanıtlanamadı için suçsuzdur hakim bey diyebiliriz herkesin bildiğide bir sözü var hani şu bisikletli olan çalışma tarzı böyle değilmiş felan aslında mantıklı geliyor değil mi ??

O zaman alakasız bir örnek vereyim eskiler evde köpek olursa melekler eve girmezmiş derler bunu aklınızda tutun. Kedilere pisi pisi deyince bakar köpeklerin bakması için ıslık felan çalarlar aynı ESKİLER geceleri ıslık çalmayın derler şeytan toplarmış, köpek olunca melekler eve girmezse ıslık çalınca şeytan gelirse köpeklerin şeytan olma ihtimali sizce yüzde kaç ?? mantıklı düşün öyle geçiştirme bu örneği mantıklı değil mi ? eğer bir açık tezi çürütecek bir şey bulursanız yazın çekinmeyin :)

Bugünlük bu kadar bir daha ki yazıda şu meşhur Illuminati şeysinden bahsedicem bazı kitaplar tavsiye edicem o zamana kadar esen kalın :)