En kolayından başlaması gerekirse dünyada en çok tütün üretilen ülke Çin'di. Buradaki mesaj açık. Rusların da votka konusunda üzerine yoktur. Finliler dışında zaten birbirlerini sevmez bu iki ülke, Hollanda deyince esrar dükkanları geliyor akla, Fransa dersen şarabı, ee tabi birde Hitler'e göre hayat kadınları var. Geriye bir tek İngiltere kalıyor. Eroinle, İngiltere ne alaka, küçük bir internet araştırması Michael'a eroinin ilk kez Londra'da sentezlendiği sonucunu verince sonuç olarak, bu kutuyu yapanların ne mesaj vermeye çalıştığını düşünmek kalıyor. Acaba bunlar ülkeler için küçük tehditler mi yoksa bu ülkelerde olanların ucu Adam Laren'a mı dayanıyor? Michael bu işin sonucunu, kahvaltı ve sıcacık bir kahve olmadan düşünemeyeceğini düşündü. Ve kimseyi uyandırmadan (ki hala evde Tom, Cassandra ve Michelle'in olduğu aklından çıkmıştı) yollara düştü.
Hava, her zamankinden daha kötüydü. Kara bulutlar Cambrigde'in gökyüzünü sarmıştı. Akşam yağmur yağacağını bilmek için kahin olmaya gerek yoktu. Bir kaç gündür üniversiteye de uğramadığının farkındaydı, ne gariptir ki üniversiteden de kimse aramamıştır. Kovulsa haberi olmayacak derecedeydi. Bu davadan sonra kendini dağıttığını düzenli yaşamdan koptuğunu düşünüyordu. Bir şeyin olmasını çok istersiniz de olduğu zaman da ondan bıkarsınız ya o raddeye gelmesine az kalmıştı Michael'ın, belki de hayatı rutin olmaktan çıktığını için bir korku yaşıyordu. Davadan önceki yaşamını özlüyor muydu ? Hayır, demek pekte zor olmasa gerek ama bir anda yaşantısı değiştiği için iki değişik yaşam arasındaki geçişi zor tamamlıyordu. Belki de fazla paranoyaktı. Bütün bu duyguların hepsi havanın iç karartıcı olmasından dolayıda olabilirdi. Ama olsun o paranoyaklığı seviyordu. İzlediği dizide geçen söz onu etkilemişti. "Yalnızca paranoyaklar hayatta kalır."
Gençlik yıllarında izlediğimiz hangi dizi film bizi etkisi altında bırakmadı ki hepsinden birer ders çıkardı Michael. Lise ve üniversite yıllarında bol bol dizi film izleyip, kendinin de bir gün böyle bir senaryo yazacağını ya da bir şeyler üreteceğini düşünüyordu. Kaldı ki ilki pek olmasa da ikincisi bir hayli iyi gidiyordu. Üretici olma konusunda...
Bu kadar düşüncenin geçirttiği zaman Michael'ın boş kahvaltı tabağının, garson tarafından alınması ile bir anlam kazandı ve Michael hesabı ödeyip eve geri dönmesine gerektiğini düşündü. Garsondan hesabı istedi. Bahşişi bir hayli yüklü bıraktı. Genelde hesabın yüzde onunu bırakırdı. Belki de bu beyin fırtınası yaptıranın garson olduğu düşüncesine kapıldı, bahşişi bırakırken. Eve doğru adımlarını atıyordu. Markete girdi. Bir paket sigara aldı, birde çakmak, hiç huyu değildi aslında üniversitenin zararları diye bir liste yapsa sigara birinci olurdu herhalde özlemişti ya da öyle hissetti. Sigarasını yaktı. İçerek yürümeye başladı. Aslında halka açık yerlerde, sokaklarda dahil sigara içirtilmiyordu, Cambridge'de ise şikayet eden yoksa sorunda yoktu. Zaten herkes çoktan işine gücüne gitmişti. Michael boş sokaklarda yürüyor desek yalan olmaz. Sigarayı eve girmeden söndürdü. Eve gelmişti. Nedense kapı açıktı ama açık bıraktığını hatırlamıyordu. İçeri girdi ve gözlerine inanamadı...
Evet arkadaşlar bir yazımızın daha sonuna geldik. Bu arada takip ediyorum biraz kımıldamalar var sayfa görüntülenmesinde, bu iyi bir şey, bu aksiyonu sadece benim yaşamadığımı gösteriyor. Ayrıca böyle heyecan dolu bir yerde kestiğim içinde üzgünüm saat geç oldu bu hafta sonu, son hafta sonum okul için geri döneceğim. Kayıt yinelemedir falan filan bir sürü angarya iş diyeceğim ama sonunda para veriyoruz, güzeller güzeli üniversitemize :) Yani uzun lafın kısası bir süre yazıya devam edemeyebilirim ama aksiyon kaldığı yerden devam edecek. Unutmayın "SADECE PARANOYAKLAR HAYATTA KALIR."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder